Hedonesk Yazılar

Hafta Sonu Tatilinden Beyazperdeye

07.09.2020 7 dk okuma

Değerli bir dostumun davetiyle -geçmiş yıllarda benim de ikamet ettiğim- bir kıyı kentine hafta sonunu geçirmek üzere cuma gününden gittim. Müdavimlerinden yıllar boyu övgüler duyduğum ancak uzunca bir süredir faal olmadığından gitme fırsatına bir türlü erişemediğim koyun açıldığını öğrenince kahvaltımızı dahi yapmadan yola koyulduk.

Neredeyse kendimi bildim bileli gözlük kullanıyorum; miyopiyle başım fena halde belada. Durum böyle olunca deniz, havuz ve sair su ihtiva eden mekanlara girerken gözlük büyük bir mesele haline geliyor. İki seçenek var: Ya gözlüğü çıkarıp ağır bir uyuşturucu etkisi altında rüyalar aleminde geziniyormuş gibi yüzeceğim ya da gözlüğümü çıkarmayıp -gözlüğü düşürmemek adına- etliye sütlüye bulaşmadan efendi efendi yüzeceğim yahut yüzdüğümü sanacağım. Birinci seçeneği tercih ettim.

Yemyeşil ağaçların arasından geçerek girdiğim denizde artık her şey renklerden ibaretti. Deniz mavi, gökyüzü nispeten açık mavi, arkama dönüp de kıyıya bakınca yeşil… Bütün bu hareketsiz fonu tek bir şey bozdu: bir grup insanın az ötede oynadığı turuncu bir deniz topu…

Bir oraya bir buraya fırlatılan, havada daireler çizen o topu izlemeye başladım. Zihnimde, ilk defa The Thomas Crown Affairs filminde duyduğum The Windmills of Your Mind parçası çalmaya başladı: Round, like a circle in a spiral. Like a wheel within a wheel. Never ending or beginning…[1]

Zengin ve başarılı, orta yaşlarının tam ortasında bir iş adamının keyif için hırsızlık yapmasını konu alan ve aynı adı paylaşan iki film var: The Thomas Crown Affairs. Birincisi; 1968 yapımı Norman Jewison’ın yönettiği, başrollerini Steven McQueen ve Faye Dunaway’in paylaştığı ve Türkiye’de Kibar Soyguncu adıyla gösterime giren film, ikincisiyse; 1999 yapımı John McTiernan’ın yönetmenliğini yaptığı, başrollerine Pierce Brosnan ve Rene Russo’nun hayat verdiği ve ülkemizde İkili Oyun adıyla beyazperdeye taşınan remake film. Ben oyumu ikincisinden yana kullanıyorum. Sebebi basit: Brosnan ve Russo arasında filmin neredeyse tümünde hissedilen, aksiyon ve gizemin katbekat ötesine geçmiş olan ihtiras ve ahenk… İstanbul’da geçeceği söylenen devam filminden adeta eski bir sevgiliden haber bekler gibi bekledik ama nafile.

The Thomas Crown Affair’e ara verip bir zamanlar Pierce Brosnan’ın rol aldığı James Bond Serisi’nin 25. Filmi olan No Time to Die’a dönelim. Başrollerinde Craig’in yanı sıra serinin önceki filmlerinden hatıladığımız Ralph Fiennes ve Naomie Harris ile seride ilk defa göreceğimiz Rami Malek’in bulunduğu No Time to Die’ın 10 Nisan’da vizyona girmesi planlanırken COVID-19 Pandemisi nedeniyle tarih 25 Kasım’a revize edilmiş, ardından da beş gün önce çekilerek, 20 Kasım olarak duyurulmuştu.

2006 yapımı Casino Royal dahil 4 filmde izlediğimiz Daniel Craig’i serinin 25. Filminde aktif görev sonrası yerleştiği Jamaika’da huzuru ararken CIA’deki dostu Felix’in imdadına koşan James Bond’u -umarım son defa- canlandırırken göreceğiz. Her ne kadar filmi izlemeden yapabileceğimiz yorumlar sağlıklı olmasa da aktif görevi sona eren bir 007’yi bir sonraki filmde göreceğimize pek ihtimal vermiyorum. Zira Craig’in daha önceki açıklamalarını da biliyoruz.

Umalım da James Bond karakterine can verecek yeni aktörü seçerlerken tercihlerini –Sean Connery gibi- gülebilen, espri anlayışı olan, flörtöz bir ajan rolünü canlandırabilecek oyuncudan yana kullanırlar.

Daniel Craig’e gelecek olursak, 2015’te söylediği gibi kolunu, bacağını ve sair uzuvlarını kesmesine hiç gerek yok. Yaşı, aksiyon filmleri için bir hayli ilerlemiş olan Arnold Schwarzenegger yerine Terminatör’ü canlandırabilir. Çünkü bu ifadesiz oyunculuğuyla yapabileceği en iyi iş bu gibi gözüküyor.

Meraklısına not: The Windmills in Your Mind parçasının Türkçe aranjesini Nesrin Sipahi, Git İstersen adıyla seslendirdi.

[1] Döngüdeki bir daire gibi. Tekerleğin içindeki tekerlek gibi. Hiç bitmeden ya da başlamadan